Sahte Romeo – Leisa Rayven

Sahte Romeo
Orijinal Adı: Bad Romeo
Yazar: Leisa Rayven
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 488
Çevirmen: Pınar Polat
Puan: 4.5

Arka Kapak;
Cassie Taylor ve Ethan Holt’un yolları üniversite yıllarında, tiyatro bölümünde kesiştiğinde, aralarındaki çekim karşı koyulamazdı. Cassie iyi bir aktris, Ethan kampüsün kötü çocuğu idi. İkili, Romeo ve Juliet için başrole seçildiklerinde hayatları değişmeye başlamış, tıpkı oynadıkları karakterler gibi, onların da kaderleri birbirlerine bağlanmıştı. Ta ki kötü çocuk, iyi kızın kalbini kırıp güvenini yıkana kadar… 

Şimdiyse yolları Broadway’de kesişmişti ve bu sahte Romeo, Casie’nin hayatına yeniden geri dönerek her şeyi adım adım altüst etmeye kararlı görünüyordu… Yeniden romantik bir rol için bir araya gelmek zorunda kalan ikili, üniversite yıllarında yaşadıkları gizli aşkın heyecan verici anlarıyla ve kalp kırıklıklarının derin acılarıyla yüzleşmek zorunda kalmışlardı. Tabii bir de, zıt kutupların birbirlerine karşı koyamadıkları gerçeğiyle… Ve söz konusu aşksa bazen bizim için kötü olanlar en karşı koyamadıklarımızdır.

Değerlendirme;
En son ne zaman bir kitabı bitirdiğimin ertesi günü yorum yazdım inanın hatırlamıyorum. Ama bu kitap şu anlık bunu hak etti ve sabahın sekizinde bilgisayarın başına oturmuş durumdayım. O kadar heyecanlıyım ki, hemen hemen kitabı sizlere yorumlamak istiyorum.

Kapaktan girelim bir klasik olarak. Kitap çıktığından beri dikkatimi çeken güzel bir kapağı vardı. Orijinal kapaklar çok güzel ve nedense bu romana uymuş bir kapak. Herhangi bir ahım  şahım özelliği yok kabul edilmeli ama gerçekten kitaba çok güzel oturmuş ve bir albeni katmış. Gerçekten hoşuma gitti, beğendim beğendim. Serinin devam kapakları da oldukça hoşuma gitti incelediğimde, sadece ikinci kitaptan sonrası başka bir karaktere geçiyormuş ancak Ethan ve Cassie ikilisinin hikâyesinin yeterli şekilde sonlanacağına neredeyse eminim.

Kapaktan söz ederken diğer kitaplara geçmek.. Kurgumuza gelelim. Hatta ve hatta kurguya girmeden önce bu ay bu kitabı okumamın raslantı olduğunu düşünmüyorum. Ethan, ana erkek karakterimiz bir insana her anlamda beziyordu ve o kadar tuhaf hissettim ki okurken sayfalar boyunca arkadaşlarıma alıntıları attığımı biliyorum. Çok değişikti, yani bahsettiğimiz insan ile gerçek bir bağlantısı varmış gibi kurgulanmıştı. Ethan’ın geçmişi, tavırları, sevdiği şeyler… Nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bir kitap karakterinin gerçek bir karaktere bu kadar benzemesinin nasıl mümkün olabileceğini anlayamıyorum. Bu sebeple belki de kitabı çok ciddi bir zevkle okudum.

Bakınız altını çiziyorum.

Ciddi bir şekilde.

İlk olarak bilmeniz gereken şu ki bu çok ciddili erotik bir kitap değil, yani öyle evet cinsel unsurlar bayağı barındırıyor ama son çeyreğe kadar Holt’a ARTIK YETER KABUL ET ŞUNU GERZEK diyerek bağırıyorsunuz. Bu elbette normal bir durum, onun ruh halini düşündükçe bayağı anlıyorsunuz olayları. Yine de bu sizi çığlık atmaktan alıkoymuyor.
Ana karakterimiz Cassie sıkı bir ailede büyümüş, her zaman ailesinin sözünü dinleyerek olması istenen kişi olmuş bir kız. Kitabın geçmiş kısmında en azından on dokuz yaşında, bir sanat öğrencisi, bir tiyatro öğrencisi olmak için The Grove denen çok ünlü bir okula başvuruyor. Okulun seçmelerinde ise oldukça soğuk görünen, onu ilk gördüğü anda “senden şimdiden nefret ediyorum” bakışları ile Cassie’yi kavuran Ethan Holt ile tanışıyor. Kitabın geçmiş kısmının güzelleştiği yer tam da bu tanışma, onu görme sahnesinden sonrası. Günümüz kısmında ise Holt ve Taylor –birbirlerine soy isimleri ile hitap ediyorlar, nedense bunu acayip havalı buldum kitap boyu- ünlü birer tiyatro oyuncusu olmuşlar, şok edici bir biçimde aynı oyunda iki sevgiliyi canlandırıyorlar. Geçmiş kısmı günümüz kısımlarından daha çok olduğu için kurguyu genel olarak günümüz kısımlarında yaşanan şeylerin sebepleri olarak görmeye başladığını sahneler şeklinde okuyorsunuz.

Günümüzdeki dengesiz, kafein ve nikotin bağımlısı Cassie ile geçmişimizin bir sahneden sonra –kitaptan yarım puan kırma sebebim sadece buydu- azmış bir on dokuz yaşında olarak gördüğümüz Cassie’si arasında birkaç gezegen kadar fark olduğunu göz önüne alacak olursak, bunun sebebinin Holt olduğunu tahmin etmek zor olmuyor. Karşılaştıkları ilk andan itibaren aralarındaki kimya ile tiyatro öğretmenlerini –Erika- bile şaşkına uğratan Taylor ve Holt, haftalarını kelimenin tam anlamıyla kaçma kovalama durumu içinde geçiriyorlar. Kendi içine kapanık, herkesten uzak durmayı deneyerek bir o kadar da Cassie’yi kendine hapseden Holt’un geçmişinde neler olduğunu öğrenmek harikaydı. Bir yarısından itibaren, özellikle ailesini gördüğü andan itibaren tam olarak Ethan’ın sorununu anlamıştım ama kitap öyle heyecanlıydı ki o ana geldiğimde ve okuduğumda sanki hiç tahmin edememişim gibi büyük bir şaşkınlık yaşadım.

Elbette sonraki saniyeyi bir “BİLİYORDUM!” çığlığı takip etti ama yine de bendeki etkisi hiç azalmadı.

Durumumuz şu; bir nebze spoiler olabilir ama kitabın arka kapağını okuyan herkes bunu zaten tahmin etmiştir diye düşünüyorum. Yine de spoiler istemiyorsanız bu cümleyi atlayıverin gari.
Ethan’ın neden Cassie’yi bıraktığını kitabın son çeyreğine kadar anlayamıyoruz. Dengesiz tavırlarının, bir yakın bir dünyalar kadar uzak olmasının sebebini az çok tahmin etsek de yine de asıl olayı duyduğumuzda yaşadığı ‘terk edilme’ sendorumunun oldukça haklı sebepleri olduğunu görüyoruz. İlk defa bir erkek karakterde travmanın böyle doğal bir histen kaynaklandığını okudum. Genel olarak kitaplardaki yakışıklı ve çekici ama aynı zamanda duygusal olarak ağır hasarlı erkeklerin başına iki şey geliyor. Açık olalım, artık bunu kabul etmemiz gerek. Birincisi ya tecavüze uğruyorlar ya da cinsel istismardan etkileniyorlar. İkincisi ise depresyon, ağır anksiyete gibi çevresindekilere bile zarar vermesine sebep olan durumlar. Ama Ethan bundan bin kat daha farklıydı. Onu özel kılan şey, benim gözümde bu kadar özel kılan şey, böyle doğal bir korkunun bir insan üzerinde bıraktığı duygusal zararı görebilmekti. Çünkü insanlar çok farklı, kimi en ufak bir sorunda yıkılırken kimi hayal etmekten bile korktuğumuz şeylere rağmen ayakta duruyor. Holt’un paranoyası, hissettikleri, korkuları öyle basit duygulardan kaynaklanıyordu ki okurken gerçekten yazarı takdir ettim. Çünkü hayatımızda sadece çok ama çok kötü şeyler olmuyor, bazen minicik bir mutsuzluk anı, kısacık bir düşünce bile bize yaptığımız her şeyi zehir edebiliyor. Bu gerçekçi tavır kitap boyunca tam tadındaydı.

Bazı sahnelerin, insanı şoka uğratan ve yerle bir eden anların dışında ise kitap çok eğlenceliydi. Böyle size kahkaha attıracak derecede eğlenceliydi hemde. Konuşmalar, yan karakterler, özellikle yan karakterlerin bu kadar dolu olup ana iki karakterimize böyle güzellikler katması harikaydı. Özellikle yan karakterlerin kafaları güzel tiyatrocular mı, yoksa sadece eğlenmekten anlayan insanlar olduklarından mı bu kadar eğlenceli olduklarını bilemesem de bende gerçekten tiyatro isteği yarattılar.
Bana da verin, bende oynayayım kıvamına geldim bir yerden sonra.
Sadece mükemmel erkek ve mükemmel kız durumu yoktu, bunun yanında kurguya kendilerince noktalar katan zibilyon tane karakter vardı ve kurguyu belki de böyle dolu gösterip heyecanın devamlı olmasını sağlayan onlardı. Çünkü biliyoruz ki çoğu erotik romans yarısından itibaren düzleşmeye, kendini tekrarlamaya başlıyor. Bu kitapta asla böyle bir durumla karşılaşmadım.

Kitabın geneli boyunca sevmediğim tek şey Cassie’nin manyak seks kafası oldu. On dokuz yaşında bir karakterin, on dokuz yaşında bir insanın gerçekten hormonal dengesizlikleri olması gerek ki bu kadar kafayı yemiş olsun. Buradan esprimi anlayabilecek tek kişiye, Aylinomozovski’ye selamlar. Bu aşırı boğucu duygu dışında kitapta şikayet ettiğim tek bir sahne bile yoktu, gerçekten çok eğlenceliydi. Post-it’ler ile donatmamış olsam da ortalama bir kitaptan çok daha fazla pembe post-it harcadım bu kitaba.

Bir de beni üslubunda en çok etkileyen şey tiyatro sahneledikleri sayfalar oldu. Hani sadece tırnak içinde sözlerini söylemiyorlardı. Bir anda o karakterler oluyorlardı ve siz kitabın içinde başka bir kitap okuyordunuz sanki. Nasıl anlatırım bilemiyorum.. Ama şöyle diyeyim siz anlayın;
“”Ona baktım ve gülümsedim, kılıcımı uzattım.” Dedim sessizce ve sözlerini söylemesi için Holt’a baktım.” yoktu. Hani böyle bir şey zaten yok da, bu tarz bir anlatım yoktu. Daha çok oynadıkları karakterlerin ta kendileri oluyorlardı, sanki oynayan Cassie ya da Ethan değilmiş de Romeo ile Juliet’miş gibi.

Gerçekten çok güzel bir kitaptı, kesinlikle okumanızı öneriyorum desem, bana inanır mısınız?

Sizi seviyorum, iyi okumalar!

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir