Fangirl – Rainbow Rowell

Fangirl
Orijinal Adı: Fangirl
Yazar: Rainbow Rowell
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 416
Çevirmen: Müge Kocaman
Puan: 4

Arka Kapak;
Gerçek ve düş arasında sıkışmış hayalperest bir genç kız…
Bir elmanın iki yarısıyken farklı hayatlara savrulan iki kardeş…
Cath bir Simon Snow hayranıdır.
Öyle ya, tüm dünya Simon Snow hayranıdır…
Ancak bu Cath için bir hayat felsefesidir ve o takipçi olma konusunda çok iyidir. İkiz kız kardeşi Wren’le çocukluklarından beri Simon Snow kitaplarını defalarca okumaktan, hayran kurgusu yazmaya kadar, kendilerini seriye adamış, annelerini kaybetmelerini de ancak bu şekilde atlatabilmişlerdir. Büyüdükçe Wren’in hayranlığı azalsa da Cath’in vazgeçmeye niyeti yoktur.

Üniversiteye gidecekleri sırada Wren, onunla aynı odada kalmak istemediğini söyleyince Cath kendi rahat dünyasının tamamen dışında, bir başına kalır. Son derece utangaç olan Cath, kendini yazdığı hayran kurgusuna kaptırmıştır. Hikâyesinde her zaman ne diyeceğini gayet iyi bilmekte ve gerçek hayatta hiç tecrübe etmediği romantizmi öyküsüne yansıtabilmektedir. Wren elinden tutmadan da Cath her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kendi hayatına başlamaya gerçekten hazır mıdır? Ya kendi hikâyelerini yazmaya?..

En önemlisi de Simon Snow sevdasını geride bırakma pahasına yola devam etmeyi istemekte midir?

Değerlendirme;
Merhabalar! Fangirl yorumuna hoş geldiniz, yazarımızı blogumda daha önce görmediniz ama eminim yakında göreceksiniz… kendisinin okuduğum ikinci kitabı ve tek kelime ile bayılmış haldeyim. Çok uzatmayalım, kitap hakkında konuşacak çok şey, anlatılacak koca bir hikâye var. Hemen kapaktan yoruma girelim.

Öncelikle Fangirl’i yurt dışında tek bir kapak ile görmediğimizi zaten biliyoruz bunu belirteyim. Yanılmıyorsam biz de ilk baskısı olan “mint” rengi ile basıldı. Oldukça güzel, görsel yapması eğlenceli, çizim olmasından dolayı fazlasıyla beğendiğim bir kapak. Zaten pastel tonlarında kapakları ne kadar sevdiğim bilinen bir şey, bana orijinal ve minimal olarak ne kadar güzel işler yapılabildiğini anımsatıyorlar. Bu sebeple Fangirl’ün bu dikkat çekici kapağını beğenmemem imkânsızdı bu konuda gerçekçi olmalıyız. Diğer renkleri çıksa alır mıyım, sadece kitap biriktirme sorunu olan bir insan olduğum için muhtemelen evet, alırdım. Biraz tuhaf geliyor olabilir ama pembe, limon rengi, toz pembe… Değişik kapaklı Fangirl’leri odanızda düşünün. Bu fikir fazlasıyla cezbedici. Bu yüzden kocaman evet,

muhtemelen hepsini alırdım.

Ayrıca kesinle buna değecek bir kitap olduğuna da inanıyorum, gelin size biraz kitaptan ve kitapla olan geçmişimden bahsedeyim.

Fangirl’ü daha önce Carry On’u okumadan okumayı denemiştim. Gerçekten denemiştim. Ama kitaptan hiç hoşlanmamış, tamamen zaman kaybı diyerek bırakmıştım. Bırakmak ne kelime, teleofondan silmiştim. Yazarın dilinden hoşlanmamıştım desem yeridir hatta. Daha sonra bir gün Carry On’u elime aldım ve yazarın fantastik kalemini okuyunca gerçekten çok beğendiğime karar verip diğer kitaplarına bir şans verme kararı aldım. Sonuç olarak Fangirl’e yeniden başlamış bulundum ve size bir şeyi açıklamama izin verin; iyi ki yeniden okuma kararı almışım.
Kitabı elimden bırakırken aklımda n eolduğuna dair size bir şey diyemem, tek bildiğim kitabı okurken kesinlikle mükemmel vakit geçirdiğim. Ana karakterimize o kadar hızlı ve o kadar çok ısındım ki, sınava çalışırken, tura görsel yaparken, yemek yerken, herhangi bir şeyle meşgulken Cath olsa bunu yapardı dediğimi biliyorum. Bu derecede makul ve mantıklı bir karakter buldum kendisini.

Kızımız Cath ikizi Wren ile birlikte üniversiteye başlar. Babasından ayrılmanın burukluğu, ikizinin ondan uzaklaşan garip tavırları, yazmakta olduğu bir hikâyesi ve çalışması gereken dersleri olan Cath ekran başındaki herhangi bir öğrenci gibi. Kendi sorunları, sorumlulukları ve insanlardan birazcık –belki birazcıktan birazcık fazla- izole olmuş bir hayatı var. Üniversitenin hızına, yeni hayatına, yeni oda arkadaşına –Reagan ve bence fazlasıyla komik bir karakterdi, bana çok sevdiğim bir dostumu anımsattı kendisi- aklınıza gelebilecek her şeye odaklanma sürecini okumak çok güzeldi. Reagan’ın sürekli peşinde dolanan arkadaşı Levi, üçüncü sınıf dersinden sınıf arkadaşı Nick, oldukça renkli ve biraz da kırılgan bir karakteri olan babası… Kopuk kopuk yazmama bakmayın, şimdi size güzelce anlatıyorum.

Cath bir Simon Snow hayranı, hayran olmak yerine onu yaşam tarzı gibi benimsemiş biri de diyebiliriz. Simon Snow kim mi? Kendisi bir fantastik serinin ana kahramanı. Büyücülük okulu, sihirler, amansız bir kötü karakter, renkli insanlardan oluşan bir kitap serisinin ana kahramanı. Cath ise bu aşkını kitabın üzerine yepyeni bir hikâye yazarak geliştiriyor. İnsanların onu yaşça büyük görmesine rağmen severek giydiği Simon Snow tişörtleri, odasının her yanındaki özel posterleri ile kendi içinde rengarenk bir kişilik anlayacağınız. Kitap boyunca bu renkli kişiliğin duyguları içinde, düşüncelerinde sakince yüzüyoruz. Hayatına giren aksi Reagan ve sevimli, herkesi mutlu etmeyi deneyen, hoş, tatlı Levi ile yakınlaştıkça  etrafında olan şeylerin farkına varan Cath geçmişi –yani evinde babasının yanında olduğu halini- sık sık özlese de bu duruma alışmaya çalışıyor. Onun aksine ikizi –saçları kısa ve birazcık daha zayıf halini düşünelim burada- okula ve yeni hayatına o kadar çabuk alışmış ki, ailesini çoğu zaman geride bıraktığını fark edemiyor. Kitapta en sinirlendiğim, en haksız bulduğum karakter Wren’di. Bazen iyi bir şeyler yapacak oluyor ama iki sayfa sonra yine korkunç bir insana dönüşüyor. Partilerden, giysilerden, erkeklerden başka bir şey umursamayan, babaları hastanelik olduğunda bile o lanet final sınavına giden biri kısacası. Umursamaz tavırları… bunu ne kadar anlatırsam anlatayım asla yeterli olmayacak çünkü okudukça daha da fazla sinir olacaksınız. Aileleri… biraz bölük. Kızlar babalarıyla yaşıyorlar. Anneleri onları terk etmiş ve bu geride dolu bir Cath, ne yaptığı belirsiz bir Wren ve üzgün, sorunlarla baş etmekte güçlük çeken bir baba bırakmış. Yine de, bunu okurken bile aile bağlarının böyle güzel yansıtılması, her ailede bu tip sorunlar olduğunun gösterilmesi beni fazlasıyla etkiledi. Gerçekçi olması tatmin etti de diyebiliriz buna.

Kitabımızın sıcak bir kucak gibi hissettiren mükemmel bir ilişkisi vardı bir de. Levi o kadar harika bir karakterdi ki, dünyada neden böyle insanların az olduğunu anımsattı bana. Başkalarının iyiliği için yorulmayı, onların morali için paranlanmayı seven; bunu Levi gibi severek yapan kaç insan bulabiliriz ki? Her şeyin oldu da bittiye getirilmemiş olması, sıradan bir şekilde, olması gerektiğini düşündüğüm şekilde ilerlemesi çok güzeldi. Cath gizli bir romantik, Levi deseniz ondan daha da sevimli ve daha da romantik. İkisinin arasındaki dalgalanmalar tam tadındaydı. Bu ilişki benzerini E&P’da da beklememe sebep oldu bile diyebilirim aslında. Klasik bir ergen ilişkisi olmaması kısacası, çoğu kitaba değerdi.

Kitabın sonu ise en güzel kısmıydı benim için. Genel olarak elbette kitabın her yeri harikaydı ama o sonu insanların bıkmadan çalışınca, tüm engellere rağmen deneyince ne kadar mükemmel işler başarabileceğinin bir kanıtıydı. Hani bazı kitapları kapattığınızda içinizde “Bende yapabilirim, neden denemiyorum? Neden denemeye hemen şimdi başlamıyorum?” dediğiniz kitaplar vardır ya? Size umut verip, içinizi ısıtan. İşte tam olarak böyle bir sondu. Gerçek, umut dolu ve doğru. Bu kitaba başka bir sonu kesinlikle yakıştıramazdım kesinlikle.

Yazarın üslubundan bahsedip bitireyim yorumumu. Öncelikle İngilizce okuyarak tanıdığımdan yazarın üslubu bana çok çok çok daha samimi geldi Türkçesi elime geçince. Çeviri falan kesinlikle çok güzeldi, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. İnsanı içine çeken ve kitap bitene kadar bırakmayan bir anlatımı var bu kadının. Adı gibi, rengarenk bir üslup.

Kitaba dört vermemin ise belirli bir sebebi yok kesinlikle. Yani bunu beğenmedim ve kırdım diyebileceğim hiçbir şey yok. Sadece beş verdiğim diğer kitapları Fangirl’ün yanına koyduğumda bende nefes kesici bir etki bırakmadı. Genel olarak dört olmasının sebebi bu anlayacağınız.

Okumanızı öneririm, sıkılırsanız bir kenara koyun ve bekleyin, kendinizi ne zaman hazır hissederseniz yeniden deneyin. Çünkü Fangirl bir ikinci şans kitabı oldu ve inanın, her şey ikinci bir şansı hak eder.

Sizleri seviyorum!

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir