Hayata Tutunmak ☼

Bakın kim ayların sessizliğinden sonra burada. Hadi kahvelerinizi ya da çaylarınızı alın da bu yazıda bana eşlik edin. Ben böğürtlen çayımı yanıma aldım, bilgisayarın başına oturdum. Başlamadan önce söylememe izin verin, burayı çok özledim.
Daha önce hiç bu kadar uzun süren bir ayrılık yaşamamıştık blogum ve kitaplarım ile. Açıkçası şuan ne hakkında konuşmam gerektiğinden habersiz bir şekilde bu satırları yazıyorum. Blogumu ilk sahiplendiğim zamandan bu yana herkes gibi bende değiştim, hayatıma bir çok insan girdi çıktı, bir kısmı dost olarak adlandırdığım mükemmel insanlar olarak yanımda kaldı ve bir kısmı ile vedalaştık. İşte bugün bu sonu olmayan sessizliğimi bozmak için bloguma, güvenli yuvama döndüm.  Bir açıdan kendimi yine aktif bir hale getirebilmek için bahsetmek istediğim şey de bu aslında. Hayatın hiç durmayan hareketlerine nasıl ayak uydurabiliriz bunu konuşalım birazcık. Buna motivasyon diyorlar, her insanda farklı çalışan bir değişken. Ben sizlere kendi tüyolarımı seve seve paylaşayım, hem şu içimde birikmiş olan yazma özlemim gitsin hem de belki de günün birinde birilerine başlama gücü verecek kıvılcımı ortaya bırakayım.

Nasıl korunacağını anlamadan önce motivasyonun ne olduğunu söylemek gerek aslında. Benim için motivasyon hayatın dinamiği. Hayallerin ve hedeflerin canlı kalması için çabalayan, bizimle nefes alıp bizimle deneyimleyen bir olgu. Tıpkı bizim gibi o da yaşlanıyor, tıpkı bizim gibi o da öğreniyor, seviniyor, üzülüyor. Anksiyete ile savaşan biri olarak sizlere bunun benim için, benim gibi insanlar için bir parça daha zor olduğunu söyleyebilirim. İşte tam olarak bu sebepten dolayı, yıllar içinde kendi kendime zihnimi zinde tutmak için geliştirdiğim ufak tefek şeyleri paylaşmak istiyorum size. Hepimiz insanız. Doğamız gereği duygusal canlılarız. Hem beyin, hem kalp gücüne sahip iletişimde doruklarda yaşayan bir türüz. Zayıflıklarımızı çok iyi örtmeyi bildiğimizden kimsenin içinde yaşananları anlayamadığımız her zaman insanlar hakkında yüzeysel düşünüp, yüzeysel kararlar veririz. İşte bu yazımın hitap ettiği kesim de kendi içine kapanmanın bir yol olduğunu düşünmüş ancak içinden çıkamadığı bir noktaya gelmiş tüm insanlar. İnsanların anlayamadığı can alıcı bir nokta var. Anlamadığı ancak sürekli üzerine hata yaptıkları can alıcı bir nokta. Kimse kimsenin içinde yaşadıklarını bilemiyor, bilmeden çoğu zaman acımasız kararlar veriyor ve bu durumda bizim hayata karşı olan motivasyonumuzu düşürüyor.

Kimsenin sizin için ne dediğini düşünmeyin. Belki size çok klişe gelecek, belki bunu yapmayı ben akıl edemiyor muyum da bana söylüyorsun diyeceksiniz. Beni tanıyanlar ise sanki bunu kendin yapabiliyor musun da insanlara söylüyorsun diyecek. Bende deniyorum, herkes gibi deniyorum. Çok düşünmenin size yarardan çok zararı var. Motivasyonumuzu da en çok düşüren şeylerden biri bu. Sizi tanımayan insanların hakkınızda yapacağı yorumlar, söyleyecekleri sözler… Hepsi çok ama çok umrumuzda oluyor. Bu düşünceler gitsin dendiğinde de gitmiyorlar, ama en iyi çözümü sevdiğiniz insanlara sığınmak olarak buldum yaşadıklarım sonrasında. Çünkü biliyor musunuz, o insanların hakkınızda söyledikleri belki sizi tanımayanların düşüncelerini değiştirecek ama bu sizden hiçbir şey alıp götürmeyecek. Sizi sevenler, sizin yanınızda olanlar bunların doğru olmadığını bilerek yanınızda kalmaya, sizi sevmeye devam edecekler. İşte benim motivasyonumu en çok yükselten şeylerden biri bu. Ne olursa olsun bir arkadaşımdan, ailemin bir üyesinden “Onları umursama, sen fazlasısın” cümlesini duymak yetiyor da artıyor. Başımı kaldırıyorum, her zaman olduğu gibi gülümsüyorum. Sizi seven insanlara her zaman inanmanız gerekiyor. Onlar size olan inançlarını kaybetmiyorlar çünkü.

Kendinize bolca özel zaman ayırın. Hayatlarımızın durmayan temposunda buna zaman ayırmak belki de size çok lüks geliyor ama söylemem gereken bir şey var. Kimse sizden özel değil. Kimse sizden ve sizi mutlu eden insanlardan özel olamaz hayatınızda. Bunun bilincinde olarak hareket etmek, sadece böyle basit bir şeyin farkında olmak bile hayatımızda çok şey değiştirebilir. Haftanın bir gününde, sadece birkaç saati sizi mutlu eden şeylerle geçirin. Gönlünüz ne istiyorsa onu yapın. Enerjinizi yükselten, sizi mutlu eden ve tüm o zorlukları unutturan şeylere yönelin. Müzik dinleyin, resim yapın, fotoğraf çekin, kitap okuyun, en tatlı kurabiyelerinizi pişirin ya da bilgisayarınızı açıp son aldığınız oyunu oynayın. Ben genellikle zamanımı yazı yazarak ya da resim çizerek geçiriyorum. Kalem elimdeyken hiçbir şeyi anımsamıyorum çünkü. Sevdiğim insanlarla konuşup sohbetin keyfini çıkarıyorum. En sevdiğim müzik listesini açıp kitaplığım ile ilgileniyorum, kitap okuyorum. Bazen de, sadece yıldızları izlerken sıcak bir şeyler içiyorum. Sessizlik ruhuma ve aklıma iyi geliyor. Her özel zamanın sonunda da kendime tekrar ediyorum. Kimse senden ve yanındaki bir avuç insandan özel değil. Elindekilere sahip olduğun için şanslısın. Sağlığın için şanslısın. Sadece birkaç saat bile beni kendime getirmeye yetiyor. Size de fazlasıyla öneriyorum.

Hayatınızın değerinin farkında olun. İnsanları izleyin, sokakları, akıp giden hayatı. Sonsuz uzayda bir toz tanesinde yaşıyoruz derim hep, varlığımız uzayda sadece bir enerji ve yokluğumuz da farklı bir enerji olup karanlık evrene katılacak. Bu kısa hayatı bir şeylere kilitlenip geçirmek yerine farkında olarak geçirmek benim için daha önemli oldu zamanla. Hayatınızın değerini bilerek yaşayın. Sahip olduğunuz bedende, sahip olduğunuz bilinçle sadece bir hayatınız var. Tadını çıkartın. Kendinizi asla küçümsemeyin. Bazen negatif düşünceler can acıtacak yoğunlukta olabiliyor. Bazen öyle oluyorlar ki bunların sizin hakkınızdaki düşüncelerine boyun eğmek size daha kolay geliyor. Yanlış. İşte bu kendinize yapabileceğiniz en büyük yanlış. Değerlisiniz. Yaşadıklarınızla. Anılarınızla. Hayatlarınızla. Hepiniz değerlisiniz ve ne kendi düşüncelerinizin ne de başka insanların bu gerçeği değiştirmesine izin verin. Siz olmasaydınız ne sokakta çarptığınız adamın hayatı aynı olacaktı, ne size her sabah günaydın diyen servis şoförünüzün hayatı aynı olacaktı, ne her akşam işinizden dönerken uzun sohbetler ettiğiniz dostunuzun hayatı aynı olacaktı, ne de size aşık olan insanın hayatı aynı olacaktı. Siz değerlisiniz, yaptıklarınızla değerinizi arttırıp azaltmak sizin elinizdeyken kimse için aksini düşünmeyin.

Uzun yürüyüşler yapın. Tercihim her zaman soğuk havalarda, on dakika sonra burnunuzu hissetmemeye başladığınız yürüyüşler olsa da siz sevdiğiniz her hava durumunda yürüyüşe çıkın. Örneğin en yakın arkadaşlarımdan biri soğuk havalardan nefret eder. Ben ise yağmur yağdığı an nem böceği gibi sokağa fırlar, uzun bir yürüyüş yaparım. Hele kar varsa en güzeli, saatlerce alamazsınız beni o beyazın içinden. Bu arada, ben oldukça uzun yürüyüşlerden bahsediyorum, tek seferde iki belki üç saat süren yürüyüşlerden. Bazen kalabalık bir caddede, bazen sessiz bir ormanda, bazen tanımadığınız sokaklarda yürüyün. Derin derin nefesler alın, sizi mutlu eden şeyler düşünün. Sevdiğiniz bir şarkıyı açın. Yürürken sadece kendinize odaklanmak yerine çevrenize odaklanın. Ben ormanda yürürken soğuk havanın ciğerlerime dolmasına bayıldığımı söyleyebilirim. Ayaklarımın altında çıtırdayan ufak dalların, hayvanların belli belirsiz seslerinin, ormandaki o sessiz hayatın farkında olarak saatlerce yürümek. Bazen düşüncelerim çok kalabalıksa sessiz ortamlara kaçarım. Bazen de düşüncelerim çok sessiz olur ve o zaman kalabalık sokaklarda yürürüm. Yine yalnız olurum ancak etrafımda olan insanlar beni her zaman yatıştırmıştır bu yürüyüşlerde. Bazen canımı sıkan bir konuya odaklanır, kafamda çözümler üretirim. Beni tatmin eden bir durum olursa da kendimi sevdiğim bir tatlı ya da kahveyle ödüllendiririm. Bu yürüyüşlerin size nasıl iyi geleceğini tahmin edemezsiniz. Bir deneyin, hem enerjinizi atın, hem düşünün hem de biraz nefeslenin.

Hayal kurun. En sevdiğim kısım bu kesinlikle. Motive olmak için çoğu zaman ilk başvurduğum yöntem. Hayal kurun, hayal kurun çünkü hayali olmayan insan içi boş insandır sadece. Hayaller hedefleri yaratır, hedefler çalışma isteğinizi güçlendirir. İsteğiniz olursa motive olur, çalışmaya başlarsınız. İşte bu yüzden içi boş bir kabuk olmak yerine hayalleri için çalışan bir insan olmak kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik. Hayallerimden biri uçsuz bucaksız ormanları gezmek. Dünyayı gezmek, dünya doğasının dokusunu öğrenmek. Bunu yakın gelecekte gerçekleştireceğime inandığım hedeflerim haline getirdim bile. Kendime açtığım albümlerde gezeceğime inandığım her yerin fotoğraflarını kaydediyorum. Sık sık görebileceğim şekilde her yere dağıtıyorum bu fotoğrafları. Bazıları bir şehrin silueti, bazıları sonu olmayan okyanuslardan birkaç kare, bazıları sessiz ve sisli ormanların görselleri. Sadece bunları görmek gibi basit bir şey bile sizi gülümsetmeye yetebiliyor biliyor musunuz? Hayal kurduğunuz şeylerle bağlantı kurmayı ve onlara tutunmayı deneyin. Onlar için çalışmaktan korkmayın, onlar için çabalamaktan utanmayın. Durumunuz ne olursa olsun kendinizi yeniden şekillendirebilecek güce sahipsiniz. Bu gücü asla küçümsememeniz gerektiğini size hatırlatmalıyım. Siz istediğiniz sürece kendinize iyi gelecek her şeyi yapma gücüne sahipsiniz. Belki birkaç ay geç, belki birkaç saat fazla çalışma. Yine de bu gücü asla küçümsememeli, sadece kabul etmelisiniz. Hayallerinizi gerçekleştirmenin en basit yolu inanmak. İnandığınız sürece her şeyi yapabilirsiniz.

Yaşadığınız yeri huzurlu bir alan haline getirin. Kimse işinden ya da okulundan istemeyeceği bir yere gelmek istemez öyle değil mi? İşte tam da bu yüzden yaşadığınız yeri kendi huzur alanınıza dönüştürmeniz gerek. Bu içindeki eşyalardan tutun da ışığının miktarına kadar değiştirilebilir, tamamen kişisel bir şey. Kendim adına örnek verebilirim. Odamın aydınlık olması benim enerjimi doğrudan yükselten bir şey. Aydınlık, kitapları saymazsak oldukça sade, beyaz, enerjisi yüksek bir alanım olduğunu söyleyebilirim. Mumlarla, kokularla ve birkaç ufak renk ile hayat dolu bir yerim var. Rutinlerime bağlı bir şekilde olduğumda da bu doğrudan bana yansıyor. Motivasyonum yükseliyor, her sabah daha enerjik uyanıyorum, daha mutlu uyuyorum. Her şey para, bunu kendi başıma karşılayamam diyenler için bile basit bir şey bu. Her şeyi bir anda yapmanıza gerek olmuyor ki. Zamanla, yavaş yavaş, kendi emeğinizle değiştiğine şahitlik ettiğinizde her şeyin tadı daha başka oluyor zaten. Size huzur veren bir yer yaratın anlayacağınız. Sevdiğiniz müziğin kısık bir şekilde çaldığı, en sevdiğiniz kokulu mumun yandığı, bulunduğunuz her saniyeden zevk aldığınız bir yer yaratın kendinize.

Sevdiklerinizle geçen her gün için minnettar olun. Onların eksikliğini, onları kaybedene kadar anlayamıyoruz çoğu durumda. İşte bunu önlemenin yollarını arayın her zaman. Sizi gerçekten seven insanlara hak ettikleri değeri verin, hak ettikleri ilgiyi gösterin. Birilerini kaybetmiş insanlar her zaman yalvarırlar, sadece bir günüm, bir saatim, bir dakikam daha olsaydı diye. Kaybedilenin arkasında bir boşluk, kolayca geçmeyen bir acı, sonunda da gülümsenerek hatırlanan sayısız anı kalmışken bir dakika için hayal kuracak duruma düşmeyin. Her gününüz son gününüzmüş gibi, her gün bir öncekinden daha fazla sevin, daha fazla değer verin onlara. Sevdikleriniz yanınızda olmadığında yapayalnız kalacağınızı, durumunuzun aslında daha zor olacağını asla unutmayın. Her insan sevilmeyi, sevmeyi hak eder. Yakınlarınızdan bunu asla saklamayın. Konuşmaya çekindiğiniz, sesiniz özlediğiniz ancak tartıştığınız bir insan mı var? Özür dileyin. Çekinmeyin bunu yapmaya. Hataları kabul etmenin erdemini kendinizden saklamayın hiçbir şekilde. En önemlisi de, her gün yanınızda kalan insanlar için inandığınız her ne ise ona şükredin. Çünkü onlar olmasaydı hayatınız şimdi olduğu kadar dolu olmazdı.

Başardığınızda gururlanın. Başardığınızda bırakın göğsünüz kabarsın. Ailenizin, arkadaşlarınızın sizinle gururlanmasına izin verin. Başarınızı kendiniz için iyi şeylere kullanmakta tereddüt etmeyin. Hayatınıza bir gurur kaynağı olarak ekleyin kocaman altın yıldızlar ile birlikte. Siz çalıştınız, kendinizi zinde tuttunuz ve sonunda başardınız. Bununla gururlanmak sizin ve sevdiklerinizin sonuna kadar hakkı.

Umut etmeyi asla kesmeyin. Son önerim bu sizlere. Bilmeniz gereken şu ki, sadece umut etmeyi kesmezseniz yaşamaya devam edebilirsiniz. Umut etmeyi kesmezseniz her gün nefes alacak motivasyonu kendinizde bulabilirsiniz. Bu tüm hayatın en can alıcı noktası. Umut. Çevrenizde umut dolu insanlar olsun. Gözlerinde umut parlayan insanlar. Size yararı olacak, size iyi gelecek insanlar. Tıpkı onları yanınızda tutmak isteyeceğiniz gibi siz de umut dolu olun ki onlar da sizi yanlarında tutmak istesinler. Onlara bir yararınız olsun, çıkart gütmeyen, kalbin içinden gelen yararlarınız olsun. Umut içinizde tutmak isteyeceğiniz, kalbinizi ısıtan, asla bırakmayacağınız bir şey olsun hayatınızda.

Ama her şeyin en önemlisi. Motivasyonunuzu iyi tarafta tutun. Hırsın, kötülüğün sizi almasına izin vermeyin. Unutmayın ki başkası için düşüneceğiniz en ufak kötü şey bile dönüp dolaşacak, şekil değiştirecek, eğilip bükülecek ve size dönecek. Kimseyi değil, kendinizi düşünün kötülükten önce. İyi olun. İyi olun ve iyilik alın. Siz hayattaki her iyi şeye değersiniz. Bunu da asla unutmayın.

Sizi seviyorum! Buraya kadar geldiyseniz teşekkürlerimi sunarım.

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir