Bıçak Sırtı – Michelle Hodkin

Bıçak Sırtı
Orijinal Adı: The Evolution of Mara Dyer
Yazar: Michelle Hodkin
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 487
Çevirmen: Dilan Toplu
Puan: 5

Arka Kapak;
Mara Dyer bir zamanlar geçmişinden kaçabileceğini sanıyordu.
Ama kaçamayacaktı.
Sorunları kendi kafasında yarattığını düşünüyordu.
Ama yanılıyordu.
Yaşadığı onca şeyden sonra, sevdiği çocuğun artık sır saklamayacağına inanıyordu.
Ama aldanıyordu.
Gerçekler ortaya çıkmaya ve seçimler ölümcül sonuçlar doğurmaya başladığında Mara bu karmaşadan aklını yitirmeden çıkmayı başarabilecek mi?

Değerlendirme;
Merhaba canlar nasılsınız? Ben iyiyim, en azından iyi olmaya çalışıyorum biliyorsunuz okulum iki hafta önce başlamış olmasına rağmen asıl dersler yeni başladı ve sadece iki gün okula gitmek her gün gitmekten daha çok yoruyor insanı. Neyse neyse, uzatmayayım lafı. Gelelim kitabımıza. Bildiğiniz üzere kitabın blog turunu yapıyoruz, Pegasus Yayınlarına teşekkür ederek kapağa atlayayım bakalım.

İlk kitabı kargodan çıkarttıktan sonra kapağı öptüğümü söylemiştim. Bu kapakta da aynı şey oldu. Zaten ikisi kucak kucağa bir şekilde elime geçmişti, kapak yine mükemmel. Böyle soğuk tonlarda -birinci kitap daha yeşil alt tonu, daha sıcaktı- daha karanlık olan bir devam kapağı Mara Dyer sevgisi ile dolu kalbime ve Noah Shaw aşkıyla yanan ruhuma çok iyi geldi cidden. Yine tek kelimeyle mükusursuzel bir kapak, üzerinden giderek gerçekten çok fazla görsel çıkarabiliyorsunuz, bu da benim için ekstra bir artı oluyor açıkçası. Ne kadar görsel, o kadar iyi! :nuu: :nuu: 

İlk kitabımızı -eğer yorumumu okumadıysanız hemen buraya tıklayarak okuyabilirsiniz- Mara’yı bu hale getiren, yani tüm bu yaşananlara sebebiyet veren kazadan bir parçayı (spoiler olduğundan net belirtemiyorum anlayın..) görmesiyle bitirmiştik. Aklımızda çok fazla soruyla bitmişti çünkü karakterimizin gerçekten ne gibi vasıfları olduğunu anlayamıyorduk. Nitekim ikinci kitap da böyle sorularla bitti ancak elbette ilk kitaptan daha açıklayıcı bir yönü vardı kesinlikle. Mara bir akıl hastanesine yatırılıyor. Kitabın sonunda olaylar çok karışmıştı, Mara istemeyerek de olsa dolaylı bir yoldan babasına zarar vermişti ve sevgili babasını kendi hatasından dolayı öyle görünce buna dayanamamış polis karakoluna gitmişti. Ve gözlerini açtığında ikinci kitapta bolca karşımıza çıkacak yeni yan karakterlerimizden biriyle karşı karşıya buluyoruz. Geçirdiği kriz sonucu buraya getirilmiş olan Mara’nın başlarda aklı çok karışık olsa da annesinin, ağabeyinin yanına gelmesiyle sadece birkaç sayfa içinde aklında muazzam bir plan oluşturuyor. Bu açıdan gerçekten Mara’yı çok seviyorum çünkü kendi zihnine bile güvenemezken bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Sonunda olaylar sonucu -biricik Noah Elliot Simon Shaw’ımızın yarattığı birkaç ufak atraksiyonlu sahne sayesinde- Mara dönmek için yalvardığı evine gitmeyi başarıyor. Elbette eve döndü, artık dünyada sorun kalmadı gibi bir şey yok henüz, çünkü asıl karmaşa buradan sonra başlıyor. Hala çözülmesi gereken bir kaç sorun var. Örneğin bu iki arkadaşımızın yapabildikleri. Mara yok ederken, Noah kurtarıyor. Kulağa tuhaf gelse de ikisinin birbirini tamamlayan bir yönü var. Kitabı okudukça anlayacaksınız zaten beni.

Kitabın en başlarında annesi ve babasının bir konuşmasını duyuyorsunuz. Hemen onlardan nefret etmeyin, en azından babasından hemen nefret etmeyin. Ben annesinden sürekli olarak söylendim orası ayrı tabii…

Kurgunun ikinci en muazzam yanı da sadece birinci kitapta kaldığımız sorularla devam etmemesiydi. Sürekli yeni şeyler eklendi, örneğin yan karakterlerin değişimleri, Daniel -yani Mara’nın büyük ağabeyi- ile aralarındaki ilişki, birbirlerine yaklaşımları. Annesi, Mara’nın annesinde ciddi bir problem olduğunu düşünüyorum, ilk kitap biterken söylemiştim ikincide öyle kafamda kurduğum şeyler gerçekleşmedi ama hala bir şeyler olacağını düşünüyorum, annesi ile arasındaki sorunlar anneannesinden kaynaklanıyor, sonuçta kadın bunları daha önce görmüş hemde daha çok küçükken ama annesi bir şeyler gizliyor. Hep gizliyordu, üçüncü kitapta patlayacak diye umuyorum. Eklenen şeylerden biri Horizons oldu, sözde onu iyileştirecek olan bu yapı farklı amaçlara hizmet ediyor, bunu bilerek başlayın, kanınız kimseye kaynamasın hepsinden nefret edin.

HEPSİNDEN.
En başta da o doktor bozuntusundan. Dengesiz mâhluk. (Nefretimi kustum tamam.)

Şimdi yan karakterlerin artışıyla olayların düşündüğünüzden büyük ve karmaşık olduğunu göreceksiniz, okumaya devam edin. Zira ortalarına doğru biraz bunalmıştım ama etkisini hemen yitirdi çünkü ilk kitapta aklımızda kalan şeylerin yarısından belki biraz fazlası cevaplandı.

Bıçak Sırtı’da ilki gibi bitmemesi gereken bir yerde, bizi şokta bırakarak, şahsi konuşayım beni ağlatarak bitti. Bunlar olmamalıydı ve şimdi üçüncü kitabı beklemek zorunda olmak bana çok koyuyor. Son kitap elimde değilken aklımda bir trilyon soruyla kafatasım beynime baskı yapıyormuş gibi hissediyorum. Noah için endişeleniyorum, ne olacak merak ediyorum. Bir yandan Joseph, Daniel onları çok sevdim yani ikinci kitapta daha bağlandım karakterlere onları merak ediyorum. Planlarını merak ediyorum, doktorun gerçek amacını merak ediyorum.

Üslubu yine mükusursuzeldi, öyleydi ve bunu ilk kitaptan anlamıştım. Sürekli Mara’nın sorulara kendi içinden verdiği cevaplar ve ağzından çıkanlar arasındaki çelişki, karakterlere işlememiz, her şey bu mükusursuzel üslup sayesinde bize ulaşmayı başarmış zaten. Dün çok sevdiğim bir insanla olay kurgusu çok güçlü olan kitaplar ve betimlemeler hakkında konuştuk. Mara Dyer serisinde aşırı betimleme falan beklemeyin, ancak olay kurgusundaki yoğunluk, anlatımdaki birkaç ince detay tüm sahneleri gözünüzün önüne getiriyor.

İşte bende kendisine tam bunu söyledim, ne fazla betimleme ne az betimleme. Tadında güçlü bir anlatım.
Üçüncü kitapta görüşmek üzere! Sizleri seviyorum!

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir