Silber – Kerstin Gier

Silber
Orijinal Adı: Silber
Yazar: Kerstin Gier
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 397
Çevirmen: Firuzan Gürbüz
Puan: 5

Arka Kapak;
Rüyaların gizemli ülkesine, merak uyandıran bir yolculuk… Kertenkele tokmaklı, gizemli kapılar; konuşan taş heykeller ve elinde baltasıyla, delirmiş bir bakıcı… Liv Silber’ın rüyaları son zamanlarda epey tuhaflaşmıştır ve içlerinden biri fazlasıyla kafasını kurcalamaktadır. Bu rüyada geceyarısı dört çocuğun gizemli ve karanlık bir ayin gerçekleştirdiği bir mezarlıktadır. Üstelik Liv bu dört genci normal yaşamında tanımaktadır çünkü Grayson ve üç arkadaşı gerçekten vardır.

Liv kısa süre önce bu dört gencin okuduğu okula kaydolmuştur ve aslında hepsi iyi çocuklardır. Mezarlıktaki geceden daha korkutucu olan, arkadaşlarının Liv’in rüyada söylediği ancak gerçek hayatta hiçbir şekilde sözünü etmediği şeyleri bilmesidir. Çocukların bunu nasıl öğrendiğini çözmek ise, bilmeceleri çok seven Liv’in uzak duramayacağı kadar çekici bir gizemdir…

Değerlendirme;
Merhaba! Yepyeni bir yorum ile karşınızdayım. Reading Slump etkisini tamamen yitirmiş durumda ve sonunda günde bir kitap bitirme hızına dönmek beni fazlasıyla mutlu ediyor. Şimdi okurken oldukça beğendiğim, bu nedenle ilk serisini de mutlaka en kısa zamanda alacağım Silber’in yorumuna geliyorum.

Kapağı illustrasyon çalışması olan Silber başta karmaşık görünse bile kapağında kitabın içinde bulunan birçok öğeyi barındırdığı, ayrıca siyah olduğu, ağır bir güzelliği yakaladığı için raflarda kolayca göze çarpacak bir şekilde yapılmış. Ben bu tarz kapakları oldukça seviyorum, hayal gücünüzü genişletecek şeyler var, en basit örneği Liv’in kapısının tasviri, ben kertenkeleli kapı tokmağını bir türlü zihnimde canlandıramamıştım ve bu resimler bana oldukça yardımcı oldu diyebilirim. Cilt dokusu harika, iç kısmı kırmızı ve kapağında bir çizim daha var açıkçası klasik siyah Pegasus ciltlisine tercih ederim çünkü kapağı çıkarttığınızda bile harika bir karakteristik özelliği olmuş kitabın. Görseli oldukça enfesti kısacası.

Olay kurgusuna geçeçek olursak ilk diyeceğim şey bu kitabında Saeculum gibi fantastik görünüp sonradan bizi dumura uğratıp memnuniyetsizliğe boğacak bir kitap olduğundan korkmuştum. Ana karakterimiz Liv olanları o kadar uzun süre reddetti ki kitabın son sayfalarına kadar gerçekten böyle çıkacağından yüzde yüz emindim. Neyse ki beni korkutan şey olmadı ve mükemmel bir fantastik roman okumuş oldum. Olivia on beş yaşında genç bir kız. Annesinin işi yüzünden -kendisi bir edebiyat profesörü- sürekli olarak taşınıyorlar. Sabit bir yerleri yok, düzensiz yaşam stiline kendisi de kız kardeşi de ayak uydurmuş halde anlayacağınız. Son yolculukları, en azından son gibi görünen bu yolculuklarında kendilerini Londra’da buluyorlar. Umdukları üzere geniş bir çiftlik evine değil de annesinin ani karar değişikliği ile Ernest isimli yeni sevgilisinin geçici olarak ayarladığı eve yerleşiyorlar. Yeni okula alışmak birçok çocuğa nazaran onlar için fazlasıyla kolay olsa da Liv her ergenin yaşayabileceği gerilimi yaşıyor. Kitabımıza da böyle başlamış bulunuyoruz. Okulda karşısına çıkan fantastik dörtlü -buradan yeni filme gönderme yapıyorum- Grayson, Henry, Arthur ve Jasper ile yaşanacaklardan tamamen habersiz Liv başında sürekli konuşan Phersephone -ki kitabın en sinir bozucu karakteriydi gerçekten- ile okuluna devam ediyor.

Olaylar buradan sonra bir tık karışıyor diyebiliriz. Kendisini bir anda rüyalarda gezinirken, kapılardan geçerek başkaların rüyalarına adım atarken bulan Liv bu dört çocuğun kesinlikle normal bir rüya oyunu oynamadığını fark ediyor. Hepimizin yapacağı üzere tüm bunların gerçekliğini reddetse de olaya şeytani bir kitap, Arthur’un gizemli kız arkadaşı ve söylenen o bir “iblis” katılınca kurgunun temposu doğal olarak artıyor. Kendini bu güç muhabbetine fazlasıyla kaptırmış Arthur, ne yazık ki hiçbir şeyi dikkate almayan Jasper, ailesine bir anda katılarak tüm düzenini bozmasına rağmen Liv’i bunlardan uzak tutup korumaya çalışan Grayson ve tüm bu bireylerin arasında gerçekten aklı başında olup, Liv’i de oldukça etkileyen Henry ile birlikte kalan gizem meraklısı kızımız bu dörtlünün neler çevirdiğini kesinikle öğrenmek peşinde. Açıkçası kurgu benim için mükemmeldi. Bu tarz ucu açık kitaplar beni doyuruyor, her şeyi hayal ederken özgür oluyorsunuz ve Silber’in artı yanı ise tüm bunları yaparken zaten hayali bir rüya/rüyalar alemi/bilinç tarzı bir yapının üzerine kurgulanmış olmasıydı. Ayrıca karakterlerden hiçbiri sığ, öylesine yazılmış karakterler değillerdi, sadece Grayson’un kız arkadaşı Emily için aynı şeyi söyleyemiyorum zira o kız ile ilgili bir şeyler döneceğini hissediyorum serinin devamında. Anabel gerçekten ruh hastasının önde gideniydi, kitabın sonunda savurduğu tehditlerle uğraşılacağına eminim. Kitabın en sevdiğim kurgusal kısmı kapılardı. Kesinlikle kapılardı hemde. Çünkü herkesin kendi kişiliğine göre şekillenmiş bir rüya kapısı vardı ve girişleri koruma fikri oldukça yaratıcıydı. Sonuçta rüyalar insanların oldukça özeline giriyor.
Yazarın üslubuna gelecek olursam, gerçekten çok akıcıydı. Tüm bu kurguyu öyle güzel bir şekilde bize veriyordu ki uzun betimleme cümleleri olmadan bile kapıları, olayların geçtiği ekanları, konuşmalarda karakterlerin takıntıları ifadeleri falan net bir şekilde gözlerinizin önüne getirebiliyordunuz. Gerçekten çok çok çok özenilecek bir anlatımdı. Bir kere bile sıkmadı beni.

Okuyun ve lütfen okutturun, okuduğum en güzel rüya temalı kitaplardan biriydi.

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir