Karantina – Lex Thomas

Karantina: Yalnızlar
Orijinal Adı: Quarantine The Loners
Yazar: Lex Thomas
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 398
Çevirmen: Burak Eren
Puan: 3.5

Arka Kapak;
Mezun ol… ya da olmaya çalışırken öl.
Erzak dolu paletler düşmeye başladı. Yere çarptıklarında parçalanıyor, içerisindekiler etrafa saçılıyordu. Helikopter geri çekilirken görünmeyen bir mekanizma gri kubbedeki açıklığı kapadı. Etraftaki çocuklar dizildikleri okul duvarından fırlayıp dört bir yana dağılmış paketlere atıldılar. Çocuklar, David’in etrafında erzakları elde etmek için boğuşuyor, birbirlerini tekmeliyor, tırmalıyordu. David, lisenin bu kadar zor olacağını aklının ucundan bile geçirmemişti.

McKinley Lisesi’nde olağan bir gündür, ta ki devasa bir patlama okulu sarsana kadar. David Thorpe, İngilizce öğretmenini güvenli bir yere taşımaya çalışır fakat adam gözlerinin önünde ölür. Ve bu sadece başlangıçtır. Bir yıl geçmiş, Mckinley Lisesi karmaşaya sürüklenmiştir. Tüm öğrenciler, onları yetişkinlere karşı ölümcül hale getiren bir virüs kapmıştır. Ordu okulu karantinaya almış, öğretmenlerin hepsi ölmüştür. Öğrencilerin gruplara ayrıldığı bu düzende grupsuz kalmak, ölmek demektir. David’in ise grubu yoktur ve tüm okula karşı yanında sadece kardeşi Will vardır…

Değerlendirme;
Yepyeni bir kitap yorumu ile herkese merhaba! Uzun zamandır yorum yazmıyordum, farklı yazılar hazırlayıp durmaktan okuduğum kitaplara yorum yazmaya zaman kalmıyordu ancak sonunda buradayım. Gezginler okulların başlamasıyla uzuuuun süren yaz tatilini sonlandırdı ve yepyeni bir tur ile size geldi. İlk yorum benden olacak, çok uzatmadan, hemen yoruma geçelim.

Her zaman olduğu gibi kitabın kapağından başlayayım yoruma. Özellikle bu kitabın kapağı hakkında konuşmak istiyorum aslında. Daha karanlık, gerilimli kitaplara karmaşık kapakları her zaman sevmişimdir. Normalde hep minimal ama kendini belli eden kapaklar dediğimi biliyorum ancak bu kitabın kapağını gördüğüm an fazlasıyla sevdim. Bir okulun içinde hapsolmuş iki kardeşi düşündüğümde gözümün önüne bu tarz bir şey gelmesi görsel yapmam açısından da, okumam açısından da güzelleştirdi kapağı. Zaten bozulmuş bir dünya algısında yazılan bir kitap olduğundan o kaos ortamı, karışmış görsel, bozuk font genel temaya çok güzel uymuştu ve özelleştirmişti. Bu sebeplerden ötürü kapağı çok sevdim, beş puan verip kitabı okumaya başladım.

Kitabımız gençlerin bilim insanları tarafından ‘kötü niyetle’ ürettiği bir virüsün bulaştığı çocukları, onların karantinadaki yaşamlarını ve ana karakterimiz David’in yaşadıklarını konu alıyor. Sadece gençlerin vücudunda bulunurken ani ve kanlı bir ölüme sebep olmayan bu özel virüs, hasta gençlerin çevrelerine bir yetişkin ya da bebek geldiğinde bu insanları doğrudan öldürme gücüne sahip. Doğrudan derken, gerçekten doğrudan. Kanlı parçalar kusmasına sebep olacak derecede bir doğrudan ölüm diyebiliriz. Gençlerin üzerine atılan bombadan hayatta kalanlar virüsle birlikte bir karantinaya alınıp okula hapsoluyorlar ve kitap da bu şekilde başlıyor.Tam anlamıyla kaosa sürüklenmiş okulumuzda gruplara ayrılmış olan gençler askerlerin iki haftada bir onlara getirdikleri erzaklar için birbirlerini yaralamaya hatta öldürmeye başlamış haldeler. Ölü öğretmenlerle dolu okul dolapları, David’e hayatını dar etmeyi deneyen Takım, Güzeller, Ucubeler, İnekler… tam anlamıyla kabus ile dolu bir kurguda geçiyor kitap. Ana karakterimiz David, bir zamanlar okulun altın çocuğu ve takım kaptanı iken annesinin ölmesinin ardından epilepsi hastası kardeşi Will ve babası ile yaşamaya başlayınca hayatından kendini soyutlamış genç bir adam. Kardeşinin okula başladığı ilk gün virüsle ve etmiş olduğu bir kavgadan dolayı ondan nefret eden insanlarla dolu bir okulda kapana kısıldığında ise hayatı tam anlamıyla kabusa dönüyor. Ondan dayak yemeyi egosuna yedirememiş olan Takım kaptanı Sam, zor bir andan sonra tam anlamıyla ondan uzaklaşmaya başlamış ve kitap boyunca beni deli eden Will, dışlanmış ama akıllı Lucy. Okuldan çıkabilecekleri bir hayal ve umut.
Kitabımız kısaca bunlardan oluşuyor. Yer yer beni gerdiğini itiraf etmek zorundayım, kimse onu asmayı deneyen manya ergenlerle aynı yerde kapana kısılmak istemez. Ama yaşanan vahşet tek kelimeyle mükemmeldi. Zor durumların insanları nasıl bir ruh haline sokabileceğini, iyi ile kötünün nasıl değişebileceğini, korkunun insanlara neler yaptırabileceğini güzel bir fantastik kurguda görmüş olduk. Bu kurgu açısından kesinlikle çok sevdiğimi belirteyim, mantıklıydı.

Beğenmediğim kısımları da vardı kitabın ne yazık ki. İki şey beni mutsuz etti kitap boyunca. Birincisi kitabın dili. Aşırı derecede ağır bir konuşma dili halindeydi, “onu bana versene ya,” gibi. Bundan hiç hoşlanmadım çünkü okurken kitabın sahip olabileceği gerilim potansiyelini çok düşürdüğünü hissettim. Biraz daha fazla betimleme istedim, dünyayı az çok hayal edebildim ama etrafta olan biten her şeyin üzerinden fazla üstünkörü geçilmiş gibi hissettim ve sanki bu dil ile devam ederse ikinci ya da üçüncü kitapta da bir şey anlayamayacağım gibiydi. Açık olmam gerekirse okulu kendi okulumun parçalanmış, korkunç bir halde gelmiş şekli olarak hayal ettim. Elimde farklı bir dünya yaratacak kadar bilgi yoktu çünkü.
ikinci takıldığım kısım karakterler arasındaki ilişkiler oldu. O tarz bir ortamda ufacık bir öfkenin nefrete dönüşmesi elbette kaçınılmazdır ama karmaşa halindeki duygularla sürekli olarak mükemmel olduğu söylenen bir karakterin egoist manyağın teki tarafından tüm kitap boyunca kovalanması çok üzücüydü. David her açıdan altın çocuk iken bir anda insanların sırf güçlü olmaya özendiği için ego kasan bir karakterin yanına gitmesi ve ona sırt dönmesi tuhaftı. Özellikle bir sahne beni çok delirtti, erkek kardeşi Will ona istenmemelerinin suçunun David olduğunu söylüyordu ama… Ama insaf. Hepiniz ailelerine yaklaşırsanız onları öldürecek bir virüse sahipsiniz,ölü öğretmenlerinizin dolaplarınızda çürüdüğü bir okula hapsolmuşsunuz, pisliğin, iğrençliğin, her türlü kötü davranışın içinde yüzüyorsunuz ve sen! Sen Will herhangi bir kız sana bakmadığından abine kızıyorsun? Tam anlamıyla kitabı fırlatma isteği doldurmuştu bu sahne içime.
Karakterlerin genel yapısı hoş olsa da herkesin üstünden geçilmişti, bunu kalabalık listeye bağlıyorum ve normal olduğunu düşünüyorum çünkü o kalabalıkta herkesi ince ince anlatmaya kalksalardı kesinlikle bin sayfayı bulabilirdi kitap.

Genel olarak sevdiğim, ikinci kitabını merakla beklediğim bir kitap oldu anlayacağınız. Okuyan olursa mutlaka yorumlarınızı benimle paylaşın, sizin düşüncelerinizi görmek beni mutlu ediyor.
Sevgiler, iyi okumalar!

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir