Bela – Sally Green

Bela
Orijinal Adı: Half-Bad
Yazar: Sally Green
Yayınevi: DEX
Sayfa Sayısı: 391
Çevirmen: Taylan Taftaf
Puan: 5

Arka Kapak;
Sen bir cadısın, yarı Ak, yarı Kara.
Okuyamıyor, yazamıyorsun ama iyileşiyorsun hızla.
Karanlık çökünce kapalı bir yerde kalırsan hasta oluyorsun.
Annalise’e çok âşıksın ama Ak Cadılardan nefret ediyorsun.
On dört yaşından beri bir kafesin içinde tutsaksın.
Kaçmalı ve o korkunç, katil babanı bulmalısın.
Bunu başarmalısın, on yedinci yaş gününden önce hem de.
Çünkü sen yok edilmesi gereken bir Bela’sın.

Değerlendirme;
Merhabalar, merhabalar! Karşınızda mükemmel ötesi bir kitapla durmaktayım. Çok uzun –gerçekten çok uzun- bir süre önce okumuş olmama rağmen kitaba olan aşkımı üşengeçliğimden önce tutmaya karar verdim ve yorumu yazıverdim. İşte karşınızda Dex yayınlarından çıkma, cadılara bambaşka bir bakış açısı getiren kitabımızın yorumu.

Öncelikle kapağından gireyim, her seferinde artık kapaktan başlayayım demek tuhaf oluyor ancak, klasik ben. Anladınız siz. Çoğu zaman üzerinde karakterin resmi olmayan kapakları tercih ettiğimi söylerim. Bu bana beyne karakteri indekslemek gibi geliyor ve hayal gücümü kısıtlıyor. Neden bilemiyorum, ama hayal e-d-e-m-i-y-o-r-u-m! Nitekim kapak seçiciliğimi bir kenara atarsak Bela özgünlük ve beynimi kısıtlamama açısından kesinlikle tam puan aldı benden. Kapağın mat olması bir yana görsel ile konu bütünlüğü fazlaca güzel. Ben kapağa aşık oldum, bayıldım. Karanlık tasarımlı kitaplar bir başka gerçekten.

Peki ne üzerine bu Bela? Neyden bahsediyır kendisi? Tahmin edeceğiniz üzere cadılar üzerine fazlaca kitap var zaten, ek olarak gelen diziler ve filmlerden bahsetmeye gerek bile yok. Bir yerden sonra asası ile büyü yapan mı, bakıp insanı kavuran mı yoksa Salem cadılarını andıran dişileri ile göz dolduranları mı seçersiniz bilemem. Ancak ben Bela’yı oldukça etkileyici buldum. Şahsen şu saniye kitaplığımda en orijinal sayılabileceklerinden biri bile olabilir. Kurgumuzda cadılar ikiye ayrılmış durumda: Kara Cadılar ve Ak Cadılar. Kara Cadılar karanlığı seven, geceleri ay ışığı altında uyumayı tercih eden, gerçekten çok ama çok güçlü varlıklar. Bir çoğu güçlerini kontrol etmekte zorluk çekiyor ve bunun yanında yine bir boğu ciddi tehdit altında etrafına kalıcı hasar veriyor. Tahmin edileceği üzere de Ak Cadı’lar bu güçlü arkadaşlarımızın tam tersleri. Aydınlıktan güç alan, Kara Cadı’lara istinaden genellikle daha zayıf bir şekilde güçlerini belli eden, kimisi gücünü şifa da, kimisi yardım işlerinde kullanan arkadaşlar bunlar. Ancak Ak Cadı’ların da oldukça güçlü ve otoriter sahibi olanları var ve Kara’ların bu denli güçlü olması Ak’ların onları tehdit olarak görmesinin en büyük sebeplerinden biri. Önlenemeyecek, kusursuz bir güç var her bir Kara’nın içinde. Basitleştirmek amacıyla Kara büyücülerin güçlerini “kara büyü” denen şeyle bağdaştırılabilirsiniz ama bunun kanla geçen bir şey olduğunu düşünelim. Ailede bir Kara varsa o sülalenin var haline. Mutlaka bir yerden patlak verecek o önlenemez güç. Kitabımız bir genç yetişkin kitabı ve ana karakterimiz Nathan adında genç bir adam. Kendisi bir yarı ak cadı. Eh, öeki yarısı da tahmin ettiğiniz üzere Kara cadı. Eşsiz bir çocuk olarak değerlendirdiğim Nathan hem Ak hem Kara yanlarıyla hayatı boyunca istenmeyen, tehlikeli ve yalnız olmuş, bundan dolayı da hayatı berbat geçmiş.

Şaka yapmıyorum, berbat olarak ne düşünebiliyorsunuz onu iki ile çarpın.

İstemediği şekilde doğmasının yanı sıra varlığı süresince o kadar dışlanmış ki; okulunda, ailesinde –tabii o insanlara aile denebilirse- onu seven insan neredeyse yok. Onun doğmasının, hayatta kalmasının bir hata olduğuna inanıyorlar, ailesinde de sadece büyük annesi ona karşı iyi davranmayı göze alabiliyor. Hatta bir yerde bu oğlana çok düşkün olduğunu bile söyleyebilirim, kitabın bir dönüm noktasında yaşananların sonucu olarak konseyi –çok güçlü, ancak kendi güçlerinden başka güç istemeyen cadı topluluğu, samimiyetsizliğin beden bulmuş tipleri- karşısına alarak canını tehlikeye atabilecek kadar seviyor bu sıradışı oğlanı. Kadıncağız kitap boyunca Nathan ve onun iyiliği için hareket ediyor. Aile üyelerinin kalanlarından biri olan ablası -abla demeye bin şahit ister- Jessica kesinlikle kafası koparılması gereken bir karakter, bir ablanın kardeşine nasıl bu kadar ruhsuz davrandığını aklım almıyor şahsen. Bir noktadan sonra aile içinde yaşanan bir gerilim olmaktan çıkan bu düşmanlığın bir kalpte toplanması çok tuhaf ve kitabı güzellikle geren bir unsur bence. Peki bu aile çok mu sorunlu, elbette hayır. Arran –ismi tuhaf evet tuhaf- tatlı mı tatlı bir erkek kardeş. Nahtan’ı çok sevmesine rağmen, onda yanlış bir şey görmeden seven birkaç kişiden biri olmasına rağmen ablaları Jessica’nın acımasız yolları ile Nathan ile uğraşmasını engelleyemiyor. İkisi de tam anlamıyla birer Ak Cadı, her ikisinin de hediyeleri ve güçleri neredeyse gelmek üzere.

Diğer ana karakterlerimizden biri olan Annalise ise kitabımızın bağlantı kopuklarını gideren kişi. Kendisi olağanüstü, hiçbir şekilde Nathan’dan ve onun yeni yeni ortaya çıkan güçlerinden korkmuyor. Onunla ilgileniyor ve eh… kitabımızın aşk kuşlarının da onlar olduğunu zaten biliyoruz. Gördüğünüz an anlıyorsunuz bunu. Tatlı bir dille tanıtılan karşılaşma sahnelerinde kalbimin eridiğini utanmadan söyleyeceğim.

Olay kurgusunu henüz kafamda tam anlamıyla oturtamamışken  Nathan bana çok saf bir karakter gibi gelmişti. Sonuçta aileden ayrılıp eğitilirken –tekrar ediyorum eğitim demeye bin şahit ister, kafese kapatılmış, neredeyse işkence görmüş bir çocuk kendisi- bile o lanet kafesten çıkmak istemesi bayağı uzun sürüyordu. Yine de bir şekilde geliştiğini kurgu ilerledikçe gördüğümü söylemeliyim. Özellikle bu yeni gelen oldunluğunu kitabın sonundaki aksiyon dolu antagonist, yani meşhur deli Mercury sahnelerinde açık bir şekilde görüyorsunuz. Etrafındaki tüm acılarına rağmen her durumu kendine çevirmeyi o kadar iyi başarmış ki ne olursa olsun güçlü kaldığını etrafındakilere ve bir şekilde kendisine kanıtlayabiliyor. Ancak olay bunlarla da bitmiyor. Artık bir Kara olan babasını bulması gereken Nathan bunun yanında az önce bahsetmiş olduğum Konsey’in de istekli bir şekilde ele geçirmeyi denediği bir çocuk. Ve sizi temin ederim, başı pek de beladan kurtulacak gibi değil.

Son olarak azıcık üslubundan bahsedeyim ve bitireyim bu güzel kitabın yorumunu. Bir genç-yetişkin kitabına göre oldukça başarılı, zevkle okunan bir dili vardı. Özellikle Nathan ve onun iç dünyasına hakim olabilmek gerçekten güzeldi. Size gözüme batan bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim üslup konusunda, severek okuttu kitabı.

Bu tür kitapları sevenlere önerebileceğim hoş bir kitaptı, beş puan veriyorum. Sizleri seviyorum, herkese iyi okumalar!

İlgilenebileceğiniz diğer yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir