Verimli Olmak 🎆

İngilizce’sini çok sevdiğim bir kelime bu verim. Productivity. Abartısız o kadar estetik ve huzur verici buluyorum ki bu kelimeyi, yakın zamana kadar anlamını tam olarak bilmediğimi -sözlük açısından değil de metaforik olarak diyelim- fark ettiğimde çok üzülmüştüm halime. Nasıl verimli olabileceğimi bilmeyi bırakın, bu basit kelimenin ne kadar çok şey ifade ettiğini bile bilmiyordum. İşte bu durum Eylül 2017 civarına denk geldi. Her şeye olan ilgim bir anda elimden avcumdan kaydı, ne işime ne de okuluma ayak uydurmayı denedim. Bu şekilde bir ay geçirdim diyebilirim. Daha sonra bir gece uyandım. Çok sık uyanırım geceleri, uyandığım andan sonra da uyuyamam asla. O gece, 27 Eylül 2017, hayatımı düşündüm ve dur bakalım Melek, dur orada dedim.
Ne yapıyorsun sen?

Continue Reading

❝ İç Huzur ❞

Bazen o hiç bitmeyen hayatın ortasında durup, “Yeter, bende insanım!” diye bağırmak geliyor içimden. Ben de insanım. Ben de senin kadar kırılgan, senin kadar korkak, senin kadar yorgunum. Hiç bitmiyor bu hayat. Akmayı hiç kesmeyen bir nehir gibi, zaman zaman hızlı, zaman zaman yavaş. Ama her zaman hareket halinde. İşte bu zamanlarda ne yapacağımı bilmeden duruyorum, aklımda tonlarca soruyla, içimdeki sıkıntının beni parçalamasını bekleyerek.
Peki böyle mi olmak zorunda? İşte buna inanmamak için her şeyimle çabalıyorum. Sahip olduğum her şey ile. İç huzur diyorum buna. Bir insanın kendi ruhuyla, kendi zihniyle barışık olması. Huzur. Zamanla, bu iç huzurun gerçekten gidebilecek, sizi bu karmaşada yapayalnız bırakabilecek bir şey oluğunu öğrendim. Zihninizin size düşman olabileceğini, isteğiniz dışında çalışarak size zorluk çıkartabileceğine şahit oldum. Yine de bir saniye olsun çabalamayı kesmedim. Kesmek istemedim, bundan daha fazlası olduğuma, olduğumuza inandım.

Biliyorum, bir yerlerde aynı benim gibi hisseden insanlar var. Belki çok uzakta, belki asla bu yazıyı okuyamayacaklar ama ben yine de yazmak istiyorum. Çünkü bende aynılarını her gün hissediyorum. Bir insanın zihninin kendine düşman olmasının nasıl hissettirdiğini biliyorum. Biliyorum ve anlıyorum, anlıyorum ve çabalıyorum, çabalıyorum ve yaşıyorum. Elimden geldiği en güzel şekilde. Eğer çabalamazsam şikâyet etmeye hakkım olmayacağını biliyorum. Eğer çabalamazsam söylenemeyeceğimi, eğer çabalamazsam denemeden kaybetmiş olacağımı.
Bu kadar zayıf olmak istemiyorum. Böyle zayıf olduğumu kabullenmek, güçsüz hissetmek. Bunların hiçbirini kendime yakıştıramıyorum.

Continue Reading

Sketch-athon Sonu!

Bir ay daha geçti gitti gözlerimizin önünden. Güzel bir ay daha, sıcak bir ay daha. Peki bu ayın benim için önemli olmasının sebebi neydi? Sketch-athon adındaki çizim etkinliğiydi. Nasıl geçti, neler oldu ve neler bitti. Çok hareketli bir aydı benim için öncelikle. Bilmeyenler için söyleyeyim, ben hem çalışıyor hem de blogumla ilgileniyorum. Üstüne bu güzel mi güzel etkinlik ile tatil planlarım da birleşti ve sonucunda… yorucu ama enfes bir ay ortaya çıktı. Bir ay boyunca her gün oturup resim çizmek olarak düzenlemiştim kuralı. Bunları sonunda tek tek sizlerle paylaşmak hatta video çekmek istemiştim. Ancak ay ilerledikçe benim için oldukça kişisel şeyler çizmeye başladım. Bir kısmı tamamen düşüncelerimin kağıda ham bir şekilde dökülmesiydi, bir kısmı da nereden çıktığını anlamadığım karakterlerdi. Az çok kapalı bir insan olduğumu hepiniz biliyorsunuzdur, altı senedir blogum olmasına rağmen kapalılığı her şeyi ortada yaşayan insanlara tercih etmişimdir.

Continue Reading

sketch-athon!

Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir konu var. İçimden çekip çıkaramadığım, bir türlü cevabını bulamadığım bir şey. “Stres nasıl atılır?” sorusunun cevabına henüz bir adım bile yaklaşamamış olsam da yakın zamanda beni gerçekten rahatlatan ve düzenli yaptığım takdirde rahatlatmaya devam edeceğine inandığım bir şey keşfettim.

Çizim yapmak.

Continue Reading

Hayata Tutunmak ☼

Bakın kim ayların sessizliğinden sonra burada. Hadi kahvelerinizi ya da çaylarınızı alın da bu yazıda bana eşlik edin. Ben böğürtlen çayımı yanıma aldım, bilgisayarın başına oturdum. Başlamadan önce söylememe izin verin, burayı çok özledim.
Daha önce hiç bu kadar uzun süren bir ayrılık yaşamamıştık blogum ve kitaplarım ile. Açıkçası şuan ne hakkında konuşmam gerektiğinden habersiz bir şekilde bu satırları yazıyorum. Blogumu ilk sahiplendiğim zamandan bu yana herkes gibi bende değiştim, hayatıma bir çok insan girdi çıktı, bir kısmı dost olarak adlandırdığım mükemmel insanlar olarak yanımda kaldı ve bir kısmı ile vedalaştık. İşte bugün bu sonu olmayan sessizliğimi bozmak için bloguma, güvenli yuvama döndüm.  Bir açıdan kendimi yine aktif bir hale getirebilmek için bahsetmek istediğim şey de bu aslında. Hayatın hiç durmayan hareketlerine nasıl ayak uydurabiliriz bunu konuşalım birazcık.

Continue Reading